Bu hikayede isimler değiştirilmiştir. Ben daha çok küçüğüm, şu anda üniversite 4. sınıfa gidiyorum. Bizim sınıfımızda bir çocuk var yakışıklı sayılabilecek biri. Ömer… Biz daha üniversite 3.sınıftayken bana ilan-ı aşk etmişti. Hemde bütün sınıf önünde. Ben dalga geçiyor diye düşünüyodum.Sonra bana sürekli seni seviyorum demeye başladı. Hergün sürekli dakikada bir söylüyordu. Ama her söyleyişinde benden bir tokat yiyordu. Sonra biz 5.sınıftayken ağlamıştı. Onunla çıkmadığım için. Bende galiba beni gerçekten seviyo diye onunla çıkmaya başlamıştım. 6. sınıftayken onunla olan ilişkimizi ben bitirdim, çok üzülmüştü, ama neye yarar! Ben derslerimin daha önemli olduğunu düşünüyordum. Sonra arkadaşlığımız devam etti. Okul bitti sınıfı geçtik ve ben aslında ayrıldığım için pişmandım çünkü beni onun kadar başka kim sevebilirdi? Ama öğrendimki bizim sınıfta öğretmenlerin yalakası çok gıcık olduğum bir kızla çıkmaya başlamış. O anda vazgeçtim. Daha doğrusu vazgeçemedim. Onunla çıkarken hep mezun olana kadar aşkımız sürecek mezun olduktan sonrada görüşürüz diyodu. Ama o zamanki ömerle şimdi ömer arasında dağlar kadar fark var. Ama bana koyan tek şey sürekli yüz yüze olmamıza rağmen hep kavga etmemiz ve onun beni hiç takmaması. Keşke 6.sınıfta ondan ayrılmasaydım. Şimdi dersaneden biriyle çıkıyorum ama sırf onu unutmak için o çocuk ömerden daha yakışıklı ve çalışkan ama neye yarar. Ah salak kafam ah!!!
Fransa Kralı III Napolyon’un, Paris’te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde ,
-”Sen kendini Yavuz Sultan Selim’in elçisi mi zannediyorsun?” demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla:
Fransa Kralı III Napolyon’un, Paris’te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde ,
-”Sen kendini Yavuz Sultan Selim’in elçisi mi zannediyorsun?” demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla:
“Öyle olsaydım, siz Fransa’da imparator olarak bulunamazdınız”
Ne tarafa dönmeli?
Bir adam İmam-ı Âzam’a gelerek sordu:
“Yıkanmak için nehre girdiğimde kıbleye mi yöneleyim, başka yöne mi?”
İmamı Azam tebessüm ederek cevap verdi:
Bir adam İmam-ı Âzam’a gelerek sordu:
“Yıkanmak için nehre girdiğimde kıbleye mi yöneleyim, başka yöne mi?”
İmamı Azam tebessüm ederek cevap verdi:
“Çıkınca elbisesiz kalmak istemiyorsan, elbiselerinin olduğu yöne dön.”
Bir İlişkinin Çöküşü
Canım yanıyor. Bilmiyorum bu daha farklı nasıl ifade edilir. 1969 doğumluyum. 1990 da 2 yıldır beraber yaşadığım sevgilimle evlendim. 1997 de bir kız çocuğu dünyaya getirdim. Bugün 30 Ekim 2005. 14 gün önce o sevgilinin eşyalarını ben topladım. Hiç elim titremedi, hiç ağlamadım. Çok garipti çok ama hep yanıyordu canım yanıyordu bunun farkındaydım tıpkı doğum yaparken olduğu gibi dişimi sıktım.
Bu geçicek bu biticek sadece benim dayanmam gerekiyor hiç bağırmamıştım. Şimdi oturup bir sigara yaktığımda bir melodi duyduğumda hatırladığımın o an farkına vardığım bir sürü şey geliyor aklıma.
Off neler yaşandı nerde hata yapıldı yada nasıl farkına varılmadı o hatanın. Bu yaşadığım ne? BU can yanması bu batma ne zaman geçicek? Ben ediyle büdü olmak istemiştim. Kocam hem arkadaşım,hem sevgilim,hem kardeşim,hem anam hem babamdı. Yedi sene boyunca bir sürü şeyi beraber yaptığımız adam baba olduktan sonra birden bire daha fazla çalışma dürtüsü duydu. Artık bir sürü geceyi kızımla evde yalnız geçiriyordum. Ve bunu hiç anlamıyordum çünkü ben daha fazlasını istememiştim. Benim yanımda o sorumluluğupaylaşacak sevgiliye ihtiyacım vardı çünkü normal değildim.
Hamilelikle başlayıp doğumdan sonra yaklaşık(kendi yaşadıklarıma göre ) 9-10 ay süren bir anormallik vardı vücudunuzda dengeler değişiyordu. Bunun farkındaydım çünkü tv kumandasıyla zap yaparken tv de notrdam ın kamburunun çizgi filminin karesini 10 sn gördüğümde ağlamaya başlayınca soluğu bir doktorda aldım. Bana endişelenmememi bunun çok normal olduğunu kadınların sanırım % 70 idi nin doğumdan sonra depresyona girdiklerini söyledi. BU iç rahatlatıcı bilgiyle muayenehanesinden çıktım demek ki çok sıradandı. Bir sürü insan bunu yaşıyordu ölmüyordu.
Ama lanet olası o düşünme dürtüsünün bir aç-kapa düğmesi yok. Off sevgili çok çalıştı para kazandı. Ben çok gece ağlayıp yapma aramıza duvar örüyorsun dedim abartıyorsun oldu. Sonra eve bir bilgisayar alındı yıl kaçtı anımsamıyorum ama bu pc alındığında en pahalı işlemci sanırım PIII idi ve celeron işlemcinin 366 dan daha hızlısı yoktu şimdi o pc ile yazıyorum. Sonra sanırım benim şikayetlerim azaldı çünkü sevgili ne yaptığımla ilgilendi bir ara, ahh, ben ne mi yapıyordum internette o arada, en çok microsoft comic chatte yazıyordum. Konuşuyordum diyemiyorum çünkü ben konuşurken insanları görmek isterim. Orada tanıyıp asla gerçek hayatta tanışmadığım ve halen ıcq dan sohbetimizi devam ettirdiğimiz iki tane dostum var. İkiside evli ikiside erkek. Biri bizim yaşlarımızda bir oğlu var diğeri 64-56 lık bir çift iki tane oğulları var.
Gülümsüyorum çünkü canım yanıyor çok fazla değil hep aynı insanlarla konuştum telefon numaramı adımı bana ulaşabilecekleri herhangi bilgiyi vermedim nette yaptığımız sohbeti yüz yüze de yapabilrdik (SANIRIM TUTUCU BİR İNSANIM). Hala sanal seks nedir bilmem, insanlar bundan ne zevk alır hiç anlamam.
Sonra bir akşam sevgili oturdu o pc nin başına. Bir hatunla yarım saattlik bir sohbetin sonunda karşılıklı telefon numaraları verildi ve hatun bunu aradı, konuşuldu ertesi gün için buluşma planları yapıldı. İçine düştüğüm hayreti ifade edecek kelime bulamıyorum. Bana göre o kadar mantıksız okadar anlamsızdı ki. Güldüm evet güldüm çünkü hem çok garip hem çok aptalca hemde komikti. Ertesi gün planladıkları saat yaklaştıkça sevgili gerilmeye başladı, o kadar belliydi ki.
Onu tanıyordum, yüzünden geçen ifadelerin ne anlattığını biliyordum. Hiç bir şey söylemedim. Duş aldı giyindi, gidicekmisin diye sordum, bilmiyorum dedi. Güzel bir pazar günüydü, evede yemek yok hanımeline mantı yemeye gidelim dedim, tamam dedi üçümüz çıktık. Garson servis açtı ve sipariş almak için geldi. Sevgili sipariş vermedi. Yer ayaklarımın altında kaydı. Bu bir kamera şakası olmalıydı. Saatine baktı. Ağlamak ve gülmek aynı anda geçti içimden. Eğer gideceksen ve geç kalmak istemiyorsan şimdi çıkman gerek dedim. Haklısın dedi ve kalktı GİTTİ GİTTİ…
Orda ben ve kızım mantımızı yiyip kalktık. Yürüyerek eve dönerken içimden gelen gülme dürtüsünü çok zor bastırıyordum. Sanki poker oynuyorduk ve o blöf yapıyordu evin önüne geldiğimde araba otoparkta o da evde olacaktı. Eve geldik yoktu 15 dk sonra cebim çaldı sevgili buluşacağı hatunun tel nosunu pc nin yanndaki not defterine yazmış ve yanına almamış acaba ona verebilirmiymişim. Verdim ve telefonumu kapattım. Kızımı uyuttum beraber içeriz diye aldığım kavaklıdere-kımızı açtım ve içtim içtim ağladım ağladım ağladım gece 2-3 falan eve geldi, kavga ettim ağladım ve hep neden neden neden dedim. Ertesi sabah balkona kahvaltı sofrasını hazırlarken bir kez daha yer kaydı ayaklarımın altından. İki aydır sen yıkat, hayır sen yıkat diye konuştuğumuz leş gibi araba o dar vakitte yıkatılmış ve pırıl pırıldı.
Konuşarak çözmeye çalıştım imkansızdı. Çok kırıldım ve sanırım asla tamir olmadı. Bu olay bir şekilde kapandı ama sevgili cep telefonunu babasına hediye etmek zorunda kaldı. Aramıyorum dedi aradığı ayrıntılı tel faturalarında ortaya çıktı. Bir gün evden aradı benimle konuşmak istedi ben ne kadar anlayışsız bir kadınmışım onlar sadece arkadaşmış bir kadınla bir erkeğin arkadaş olmasında ne varmış.
Verdiğim yanıtları veya diyologları burda yazmıyorum çünkü bu yazı çok uzar. Ama şu kadarını söyleyeyim bunu ben yapmış olsaydım gece eve de dönmezdim ve büyük bir ihtimallede buluştuğum adamın yanında kalırdım. Çok kırıldım, çok üzüldüm, çok hazımsızlık çektim, çok kızdım. Dedim ki bana bunları yaşatma ben haketmedim. Eğer benden sıkıldıysan, bir şeyleri kaçırıyorum diye düşünüyorsan git bacaklarına yapışmıyorum, beni bırakma demiyorum ama bunları yaşatma sanırım hiç anlamadı. Hatta hayret bile ettiğini farkettim bu kadın neden ve nasıl kendine bu kadar güveniyor diye.
3 yıl geçti bunun üzerinden ve bir sürü şey yaşandı. Ama hiç iyiye gitmedi. Çok komik ama bu ara etrafımızda ayrılan çiftler çoğaldı. En sonunda arkadaşlarımızdan biri daha ayrılırken sevgili de olmuyor böyle birbirimizi daha fazla boğmayalım bir süre ayrı yaşayalım dedi. Olur dedim, yalnız bunu anlaman neden bu kadar uzun sürdü onu anlamadım, ben 3 sene önce sana bunu söylemiştim zaten.
Çok kırıldım. Bana saygı duymuyorsun bana güvenmiyorsun dedi. Acaba o bana saygı duyuyormuydu. Ama sağ kolu kadar güveniyordu çünkü fikri ile zikri aynı olan bir insandım biliyordu ben elde var birdim sanırım. Çok anlamsız belki ama tüm bunlar yaşanırken her şeye cevap bulan sevgili oooo hatunun nerde yaşadığını nerde çalıştığını ve onunla benim haberimin olmadığını sandığı zamanlardada çok uzun telefon konuşmaları yaptığını bildiğimi anlayınca cümle kuramadı bir süre.
Sonra dediki benim hayatımda kimse yok o kadınlada görüşmüyorum. DOĞRUYDU. Söylediği doğruydu % 90 doğruydu. Ama bu hjiç bir şeyi değiştirmiyordu. Gittikten sonra görüştüğümüzde(haftada iki kez görüşüyoruz çünkü kızımız var) bak bakalım beni özleyecemisin dedi ben de sende bak bakalım özleyecekmisin dedim.
Canım yanıyor. Özleyeceğim evet özleyeceğim bunu biliyorum bilmediğim şey bunu ona söyleyecekmiyim. Yaşayacağım ve göreceğim…
Gül İle Suyun Aşkı
tanimak icin. Gel zaman git zaman gül o kadar mutlu olur ki bu arkadasliktan ve birliktelikten,mutluluktan ici icine sigmaz artik ve anlar ki
suya asik olmustur. Hayatinda ilk kez asik olan gül, burcu burcu acar ve etrafa kokular sacar. Suya dönüp der ki birgün, sevgili su, seni
sevdigim icin böylesine degistim, actim ve etrafa kokular sactim, yalnizca seni sevdim diye.
Öyle zaman gelir ki artik su da icinde güle karsi birseyler hisetmeye baslar. Zanneder ki güle asik oldum. Günler ve aylar birbirini kovalar
ve gülü sevdigini zanneden su,artik eskisi kadar ilgilenmez gül ile. Gül ise “acaba su beni artik sevmiyor mu” diye düsünmeye baslar.
Cünkü suyun kendisine olan bu ilgisizligi onu üzmeye baslamıstir. Icin icin bu soruyu sorar kendine.
Birgün gül suya der ki , biliyormusun ben seni cok seviyorum. Su, bende seni seviyorum der. Aradan zaman gecer ve gül yine suya seni
seviyorum der. Su siradan bir ifadeyle “ben de” der. ama gül bu sözde sevgiyi hissedemez. Bu siradanlasma gittikce sürer ama gül
sabirla hep “seni cok seviyorum ” der suya. Ama artik öyle bir duruma gelir ki gül, etrafa o güzel kokuyu sacamaz ve burcu burcu acan
dalları solmaya yüz tutar. Kendini toparlayarak ve son kez suya “biliyormusun seni hala cok seviyorum” der göz yaslari icerisinde. Su da
ona döner ve yine o bildik ironik ve umursamaz edası ile “üff söyledim ya ben de seni seviyorum diye” der.
Gün gelir gül yataklara düser. Cok hastalanmistir gül,rengi solmus cehresi sararmistir gülün. Yataklardadir artik. Su ise basinda bekler
gülün, yardimci olabilmek icin onu cok seven ve sevdigini her firsatta söyleyen sevgili dostuna. Ama bellidir ki artik gül ölecektir. Ve son
kez zorlukla basini döndürerek suya der ki ” biliyormusun seni ben gercekten seviyorum ve senin bilemedigin kadar sevdim üstelik”
Cok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son care olarak bir doktor cagirir. Nedir sorun diye doktor’a sorar. Doktor muayene eder gülü.
Muayeneden sonra söyle der :
“Hastanin durumu ümitsiz, artik elimizden birsey gelmez”
Su merak eder kendisini bu kadar cok seven gülün ölümüne sebep olan hastalik nedir diye, ve sorar doktora
“hastaligi nedir ki sevgili dostumun” diye.
Doktor söyle bir bakar suya ve der ki
“Gülün bir hastaligi yok dostum, hic dikkat etmemissin galiba sevgili dostuna, bu gül sadece susuz kalmis, ölümü onun icin der”
ve anlar ki su artik, sevgiliye sadece seni seviyorum demek yetmemektedir. ama artik cok gectir.
Sevdiklerinize, gec olmadan onları sevdiginizi söylemekle kalmayin gösterin,Güller solmasin..